top of page

HOŞGELDİNİZ

Felsefe kelimesinden ürkmeyen, merak eden, soran ve sorgulayan, soruşturan herkesin buluşma noktası

İNSAN NEDEN KENDİNE İYİ GELMEYEN İNSANI ÖZLER?


Bizim için henüz kapanmamış bir dosya olarak kaldığı için ve zihnimizin ve kalbimizin hak ettiği kapanışı hiç yapmamış olduğumuz için özleriz


Bazen de idealimizdeki benliği ile gerçek benliği arasındaki "meli malı" problemi sebebiyle özleriz. Eğer bize iyi gelmeyen birini özlüyorsak, iyi gelmeyen şey muhtemelen bize tanıdık gelen şeydir ve tanıdık ve bildik olan şey her zaman bilinmezden daha rahatlatıcıdır.


Ayrıca bilmek ile istemek iki farklı zihin fonksiyonudur. Bize zarar veren şeyler ve kişiler genelde çekicidir. İnsanın arzularının ve isteklerinin peşine düşmesi coşkulu bir haz vaad eder. Bu haz geçici ve kısa süreli olacak olsa bile bir an için bizim acımını unutmamızı ve kendimizi mutlu ve güvende hissetmemizi sağlar.


Kalbin bilmediğini zihin bilir ama zihin kalbe söz geçiremez. Onu seviyorum der kalp. Zihin sana zarar veren birini nasıl seversin diye sorar? Aslında bunun cevabı gün gibi açıktır, Antik Yunan'da Aristoteles buna cevabını Metafizik isimli kitabında vermiştir: İnsan yalnızca mevcut olana değil, mümkün olana da yönelir. Arzumuzun büyük bir bölümü henüz gerçekleşmemiş olana yöneliktir. Bu yüzden bazen bir ilişkiyi değil, gerçekleşmemiş bir ihtimali özleriz.


İnsan bazen sevildiğinden emin olduğu kişiyi değil, sevilip sevilmediğini çözemediği kişiyi düşünür çünkü zihnimiz cevaplanmamış soruların peşine düşer. Özlemek, sevmenin kanıtı değildir.


Bir duyguya sahip olmak, o duygu ile hareket etmemizi gerektirmez. Biriniz özleyebiliriz ama aramayabiliriz. Sevebiliriz ve onu görmek istemeyebiliriz. Affedebiliriz ama hayatımızdan çıkartabiliriz. Yetişkin olmak demek duygularımızı inkâr etmeden ve onlara itaat etmeden kalabilmektir. Bu bizi Spinoza'nın özgürlük düşüncesine doğru getirir. Onara göre özgürlük arzularımızın hiç olmaması değil, bizi harekete geçiren nedenleri anlamaktır.


Bu sebeple onu neden özlüyorum sorusu onu neden seviyorum sorusundan daha değerlidir. Bu soru bizi kendimize götürür. Özlem duyduğumuzda, o kişiyle paylaştığımız anıları, yaşadığımız duygusal deneyimleri ve birlikte geçirdiğimiz zamanları düşünmeye başlarız. Bu süreç, kendimizi ve duygusal ihtiyaçlarımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Neden özlediğimizi sorgulamak, yalnızca kaybettiğimiz birine olan sevgimizin derinliğini değil, aynı zamanda o kişiye duyduğumuz özlemin ardındaki nedenleri de keşfetmemizi sağlar. Belki de o kişi, hayatımızda bir boşluğu dolduruyordu ya da bize belirli bir mutluluk ve huzur veriyordu. Bu bağlamda, özlem, bir tür içsel yansıma ve kendimizi sorgulama fırsatı sunar. Bu sorunun bizi kendimize götürmesi, özlemimizin temelinde yatan duygusal ihtiyaçları ve beklentileri anlamamıza yardımcı olur. Kendimize dönüp baktığımızda, aslında o kişide bulduğumuz şeylerin ne olduğunu, bizim için ne anlama geldiğini ve bu durumun hayatımızdaki yeri hakkında daha derin bir anlayış geliştirebiliriz. Özlem, sadece kaybettiğimiz birine duyulan bir duygu değil, aynı zamanda kendimizi keşfetme ve kişisel gelişimimize katkıda bulunan bir süreçtir. Bu nedenle, "Neden özlüyorum?" sorusu, duygusal dünyamızın karmaşıklığını anlamak için bir anahtar niteliği taşır ve bizi daha derin bir içsel yolculuğa yönlendirir.


Bazı insanlar hayatımıza girdiklerinde bizim başka bir versiyonumuzu ortaya çıkartırlar. Onun yanında daha canlı, cesur, eğlencelia ve konuşkandık. Özlem duyduğumuz şey kendimizde ortaya çıkan bu özellikler de olabilir. Bu sebeple özlem duyduğumuz şey kendimizden bir parça da olabilir.


Özlemek eyleminde sahiplenici bir tutum da vardır. Bencilce ve sadece bizi ilgilendiren. Bu tutum, çoğu zaman bencil bir şekilde, sadece bizimle ilgili olan bir duygusal deneyim olarak ortaya çıkar. Özlem, kişinin içsel dünyasında önemli bir yer tutar ve bu durum, kaybettiğimiz şeylere yönelik duyduğumuz özlemin, bizleri nasıl etkilediğini de gösterir.




Özlem, çoğu zaman bireysel bir deneyim olarak algılanır. Bu nedenle, özlem duyduğumuz şeyler, yalnızca bizim için anlam taşıyan unsurlardır. Bir insanı, bir yeri ya da bir anıyı özlemek, o şeyin hayatımızda yarattığı boşluğu hissetmekle eşdeğerdir. Bu bağlamda, özlem duygusu, kişinin kendisine dönük bir bakış açısı geliştirmesine neden olur. Bu durum, bazen başkalarının hislerini göz ardı etmemize yol açabilir; çünkü özlem, çoğu zaman sadece kendi içsel ihtiyaçlarımıza yönelik bir tepki olarak ortaya çıkar.



Bazı ölümlerde eksiklik değil tamamlanmışlık hissederiz. hayatın döngüsünde yerini almıştır kaybımız. Öte yandan, bazı ölümler ve kayıplar, yaşam döngüsünde doğal bir yer edinmiş gibi hissedilir. Bu tür durumlarda, kaybedilenin ardından duyulan özlem, bir eksiklik hissi yaratmak yerine, tamamlanmışlık hissi verebilir. Kayıplar, hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak kabul edildiğinde, bu durum, kişinin hayatındaki döngüsel süreçlerin bir parçası olarak algılanabilir. Bu bağlamda, kayıplarımızı kabul etmek, onları birer tamamlanmışlık olarak görmek, yaşamın döngüsüne olan saygımızı artırır.



Hayatın döngüsü, doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş süreçlerini içerir. Bu döngüde kayıplar, sadece birer son değil, aynı zamanda yeni başlangıçların da habercisi olabilir. Kayıplarımız, yaşamımızda önemli bir yer tutar; onların ardından gelen özlem, aslında hayatın döngüsünde bir yer edinmiş olan bu kayıpların, bizlere sunduğu dersleri ve deneyimleri hatırlatır. Böylece, özlemek, yalnızca bir kaybı değil, o kaybın hayatımızdaki yerini ve anlamını da sorgulamamıza neden olur.


Peki, bize iyi gelmeyen, acı, kızgınlık, kırgınlık, öfke, tükenmişlik, güvensizlik gibi olumsuz duyguları tekrar tekrar hissettiren birini neden özleriz? Çünkü insan sadece bildiği şeye güvenir.


Bu durum, insan psikolojisinin karmaşık yapısından kaynaklanmaktadır. İnsanlar, duygusal bağlar kurdukları kişilere karşı derin bir bağlılık hissedebilirler. Bu bağlılık, bazen sağlıklı bir ilişki içinde gelişirken, bazen de zararlı ve yıkıcı bir ilişkide de kendini gösterebilir. Özellikle, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerin ve duyguların, zihnimizde yer etmesi, bu kişiyi özlememize neden olabilir.


İnsan sadece bildiği şeye güvenir. Bu güven, tanıdık olanın getirdiği bir rahatlık hissinden kaynaklanır. Örneğin, bir kişiyle olan ilişkimizde yaşadığımız olumsuzluklar, zamanla bir alışkanlık haline gelebilir. Bu durumda, o kişiyle olan bağımızı koparmak, bilinmeyene adım atmak anlamına gelir ki bu da çoğu insan için korkutucu bir durumdur. Bilinmeyen, belirsizlik ve kaygı yaratırken, tanıdık olan, ne olursa olsun, bir tür güven hissi sunar. Dolayısıyla, acı veren bir ilişki bile olsa, onu özlememizin nedeni, alıştığımız duygusal döngülerin ve kalıpların devam etmesidir.


Özellikle yalnızlık hissi, bu tür olumsuz duyguları özlememizi artıran bir faktördür. İnsan sosyal bir varlık olduğundan, yalnızlık duygusu içinde bulunduğumuz olumsuz durumları daha da derinleştirebilir. Bu noktada, kötü bir ilişki bile, yalnızlık hissinden daha kabul edilebilir hale gelebilir. İnsanlar, geçmişteki ilişkilerinin getirdiği duygusal yüklerle yüzleşmekten kaçınarak, bu tür kişileri özleyebilirler. Bu özlem, bazen nostaljik bir hatıra olarak, bazen de kaybetme korkusu olarak kendini gösterebilir.


Sonuç olarak, özlem duygusu, karmaşık bir psikolojik süreçtir ve her bireyde farklı şekillerde tezahür edebilir. Olumsuz duygularla dolu bir ilişkiyi özlemek, aslında o ilişkiye dair hissettiğimiz derin bağların ve alışkanlıkların bir yansımasıdır. Bu nedenle, insanın güven arayışı ve tanıdık olanı tercih etme eğilimi, çoğu zaman sağlıklı olmayan ilişkileri bile özlememize neden olabilir.


Diğer yandan her özlem eylem gerektirmez. Bazı özlemlere eylemsizlik en iyi cevaptır.






 
 
 

Yorumlar


bottom of page